Reklam

Makaleler

Patent Kavramının Önemi
Markalaşma konusunun irili ufaklı tüm girişimciler için önemle üstünde durulması gereken bir konu olduğunu belirtmiştik önceki yazılarımızda. Artık üretimden çok, üretilenin satılması ve pazarlamasının önemli olduğu biliniyor ticaret yaşamında. Bu da ürünün tanınılırlığı, yaygınlığı ve arzu edilebilirliği ile doğru orantılı bir durum elbette. Markalaşma kavramı bu oluşum etrafında  
Devamını oku...
Sonradan Üzülmemek Patent İle Mümkün! - Yarışma Makalesi 34
(296 - CDAJAXVOTE_VOTE_COUNT)
“Sivrizekalı” bir millet olduğumuzu dilden dile dolaşan söylencelerle sık sık işitmişizdir. Sınırsız fikre sahip olan zihinlerimiz en olmadık anlarda dahi devreye

girerek akıl almaz uluşlar gerçekleştirebilir sorunlara bakılmadık gözle bakabilir, yepyeni ve denenmemiş çözüm önerileri sunabilir. Çocukluktan gençliğe, toplumsal baskıların kurbanı olan yaratıcılık becerimiz, doğru güdülendiği sürece yapılmamış olanı yapmak üzere yepyeni fikirler koyabilir ortaya.

“Türk’ün zekası”, “Türk’ün dahi fikri”, “Türk’ün inanılmaz buluşu” cümleleri çok uzak değil bizlere. En büyük sorunumuz zihinsel süreçlerimizde meydana gelen ve sık sık dile de getirdiğimiz bu fikirlerimizi gerçekleştirme yolunda bir adım atamamamız. Bu atamadığımız adım; hem fikirlerimizin gerçekleşmesini engelliyor, hem de gerçekleşemeyen fikirlerle beraber ortaya çıkamayan ürünlerin getirilerini henüz yolun başındayken yok ediyor.
Yapabilenlerimiz yok mu? Var elbette! Ancak yapabilenlerin meydana getirdikleri çok geçmeden uçup gidiyor başka ellere. Belki ciddiye almadığımız, belki bir türlü aklımıza yerleştiremediğimiz, çoğu kez nasıl ulaşacağımızı bilemediğimiz “patent” olgusu yüzünden fikirlerimiz, buluşlarımız başkalarının ceplerine her geçen dakika daha fazla katkı sağlıyor. Bu haksız kazancı engelleyebilmek ve fikirlerimizin, emeğimizin karşılığını alabilmek şüphesiz yine fikir sahibi olarak bizlerin elinde.

Gelişmiş olan ülkelerin uzun yıllar önce öneminin farkına vardığı patent, gündelik yaşamda sıkça karşılaştığımız bir kavram olmamakla beraber; zihin ürünlerimizin korunması, emek hırsızlığının önüne geçilmesi, fikri yaratıcılığımızın teşviki yönünde en büyük güvencemiz aslında. Bu “altın güvencenin” farkına varabilmek sadece fikir sahibi olan bizlerin değil, dolaylı ve doğrudan etkileşim içerisinde ülke ekonomisine kazandıracağı artılarla oldukça önem taşıyor.

Avrupa’da giderek yaşlanan nüfusun aksine, ABD Nüfus Ofisi’nin araştırma raporu ile dünyada Meksika’dan sonra en genç nüfusa sahip ikinci ülke konumunda olan Türkiye’de bu genç ve dinamik nüfusun zihnini iyi okumak; onları teşvik ederek yeni fikirlere, düşüncelere, buluşlara yönlendirmeyi başarmak gerekiyor. Uygun şartları oluşturmadıkça potansiyellerimizin farkına varabilmek ve harekete geçirmek çok gerçekçi görünmüyor.

Genç nüfusu dikkate alırken dikkat etmemiz gereken unsurlar da var haliyle. Tek başına genç nüfus olgusu yeterli olsaydı bugün hala patent sahibi olan buluş sayısında gelişmiş ülkeleri üst sıralarda görmezdik. Özellikle yoruma, tartışmaya ve sorgulamaya kapalı bir eğitim sistemine sahip olan ülkemiz test usulüne dayalı sınav anlayışı ve eğitici odaklı pasif öğrenme biçimlerinden kurtulmadıkça genç nesillerin yeniliklere açık olmasını beklemek anlamsız olur. İlköğretim düzeyine kadar yaratıcılık adına büyük bir hayal dünyasına sahip olan bireyler okul yaşamlarına adım attıkları andan itibaren ise sonuç odaklı tek tip bakış açısına bürünüyorlar. “Öğrenmeyi öğretme” ve “düşünmeyi düşündürtme” biçimleriyle eğitim sistemi baştan aşağı yenilenerek sıradanlaşan üniversite yaşamları sosyal etkinlik ve atölye çalışmalarıyla desteklenerek ön açan, yol ve imkan sunan bir hâl almalıdır. Yoksa sıradanlaşan üniversite eğitimi binalar içerisinde kaybolan üniversite öğrencilerinden başka bir şey yaratamamaktadır günümüz şartlarında.

Ancak uygun şartlar, uygun imkanlar, özgür düşünme ortamı ve öğrenci merkezli bir anlayıştan yola çıkarak yeni fikirlerin önü açılarak buluş sayısında olumlu bir artış gözlenebilir. Bu noktada buluş yapmanın sadece üniversite okuyan bireylere has bir durum olmadığını da hatırlayarak toplumun her kesiminden özgün fikirlere sahip olan ve emek vererek ürün ortaya koyan kişilere özellikle medya aracılığı ile buluşların değerlendirme biçimleri yönünde iletiler yollanmalı, “patent” kavramından uzak olan topluma patentin ne olduğu ifade edilmeye çalışılmalıdır.
Düzenli aralıklarla Türkiye’nin dört bir yanından özgün buluş gerçekleştiren ve işin eğitimini almamış bireylerle, üniversitelerin ilgili bölümlerinde okuyan öğrencilerin kendi alanlarında yaptığı buluşların karma olarak sergilendiği, tartışıldığı ve özellikle “patent” kavramının anlatıldığı patent günleri düzenlenerek, patentin çok uzaklarda olmadığı gözler önüne serilmelidir.
Geleceği yakalayabilmek adına patent sayısı hızla artan ve dünya ölçeğinde rekabet eden bir Türkiye, bilinçli bireyleriyle her geçen gün “kendi adıyla, patentleriyle” büyümeye devam edecek.

Yazar: Ahmet Buğra TOKMAKOĞLU
 
 
 
 
Gazete lan Vermek iin  tklaynz

Marka davalarında hukukçulara ve marka sahiplerine önemli bir kaynak!

adres_kitap

Patentle Kazanmak KitabI ÇIKTI!

SIKÇA SORULANLAR

Uluslararası Tescilin Koruma Süresi Ne Kadardır?
Uluslararası marka tescilinin de koruma süresi on yıldır. Uluslararası Büro, marka sahibine veya vekilin uluslararası koruma süresinin bitiminden önceki altı ay içinde bir hatırlatma yaparak sürenin bitmekte oludğunu bildirir.
 
Madrid Sisteminden Kimler Yararlanabilir?
Uluslararası başvuru; Madrid Protokolü’ne taraf olan bir ülkede gerçek ve etkin sınai veya ticari bir kuruluşu olan veya o ülkede yerleşik olan veya o ülkenin tabiyetinde olan bir gerçek veya tüzel kişi tarafından yapılabilir. Uluslararası tescilin sağlanabilmesi için
Devamını oku...