Reklam
Patent Hakkının Ülkemizdeki Tarihsel Gelişim Süreci ve Önemi - Yarışma Makalesi 43
(263 - CDAJAXVOTE_VOTE_COUNT)
Patent hakkının tarihçesi ve önemini açıklamadan önce patent hakkının tanımını yaparak yazıya başlamanın daha doğru olacağı kanısındayım.
Patent hakkı, buluş sahibinin buluş konusu ürünü belirli bir süre üretme, kullanma, satma veya ithal etme hakkıdır. Patent ise bu hakkı gösteren yazılı, resmi belgedir. Patent hakkı konusunda karıştırılmaması gereken bir özellik ise patent hakkının bir ‘’fikri mülkiyet hakkı’’ olmadığıdır. Patent hakkı sınai mülkiyet hakları içinde önemli bir konuma sahiptir. O halde patent hakkı neden sınai mülkiyet hakları grubu içerisinde yer alır? Bu sorunun cevabına fikri mülkiyet ve sınai mülkiyet haklarının tanımını yaparak ulaşabiliriz.
Fikri mülkiyet hakları, bir eser üzerinde sahip olunabilecek maddi ve manevi hakların tamamını ve komşu haklarını ifade eder. Fikri mülkiyet, bir kişiye veya kuruluşa ait olan bir fikir ürünüdür. Sınai mülkiyet hakları ise sanayide ve tarımdaki buluşların, yeniliklerin, yeni tasarımların ve özgün çalışmaların ilk uygulayıcıları adına; ticaret alanında üretilen ve satılan malların üzerlerindeki üreticisinin veya satıcısının ayırt edilmesini sağlayacak işaretlerin sahipleri adına kayıt edilmesini ve böylece ilk uygulayıcıların ürünü üretme ve satma hakkına belirli bir süre sahip olmalarını sağlayan gayri maddi bir haktır. Patentler, markalar, ve endüstriyel tasarımlar sınai mülkiyet hakları içerisinde yer alırlar. Fikri ve sınai mülkiyet haklarının tanımından sonra yukarda belirttiğimiz sorunun cevabı açıktır. Patent hakkı sanayi ve tarım alanındaki özgün buluşların ve yeniliklerin mülkiyet hakkı olması nedeniyle sınai haklar grubuna girmektedir. Fikri mülkiyet haklarını daha çok edebiyat ve diğer sanatsal alanlardaki özgün ve yeni eserler oluşturmaktadır.
Patentin tarihçesine baktığımızda patent verme uygulamasının ilk olarak 15. yüzyılda İtalya’da ortaya çıktığını görürüz. İlk önce İtalya’da başlayan bu gelişme yaklaşık 200 yıl içinde Avrupa ülkelerine de yayılmıştır. Resmi patent tescili ise 1790’da Amerika’da, 1791’de Fransa’da başlamıştır. Sonraki yıllarda birçok ülkede patent kanunları çıkarılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti de sınai haklar alanında ilk düzenlemeleri yapan ülkeler arasındadır. Ülkemizde sınai mülkiyete ilişkin ilk düzenlemeler, ilk olarak başlangıcı 13. -14.  Yüzyıllara dayanan ‘’ahilik müessesi’’ içersinde yer almaktadır. Ahilik sistemi Batıdaki lonca sisteminden farklı olarak buluşa dayanmakta, böylece yenilikçilik teşvik etmektedir. Ahilik sistemine göre esnaf birliği için yeni bir ürün geliştirmek ya da teknolojide bir yenilik ortaya koymak gerekliydi. Ülkemizde sınai mülkiyet alanına Avrupa ile benze hukuki düzenlemeler ise, 1870’li yıllara kadar uzanmaktadır. 1871 tarihli ‘’Eşya-i Ticariyeye Mahsus Alamet-i Farikalara Dair Nizamname’’ ve 1879 tarihli ‘’İhtira Beratı Kanunu’’ marka ve patent konularında ülkemizin yasal korumaların temelini teşkil etmektedir. Bu düzenlemeler ile Türkiye, sınai mülkiyet haklarında koruma sağlayan ülkeler arasında ilk sıralardadır. Cumhuriyetin ilk yıllarında da sınai mülkiyet haklarının korunmasına önem verilmiş ve sınai mülkiyetin korunması için uluslar arası bir birlik oluşturulması hakkındaki Paris Sözleşmesi’ne 1925’de katılım sağlanmıştır. 1965 yılında 551 sayılı Marka Kanunu’nun yürürlüğe girmesi ve 1976 yılında ‘’Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı (WIPO) Kuruluş Anlaşması’’na katılım, ülkemizde sınai mülkiyetin korunması anlamında atılan önemli adımlar içerisinde yer almıştır. 24 Haziran 1994 tarihinde,  544 sayılı KHK ile Sanayi ve Ticaret Bakanlığına bağlı, idari ve mali özerkliğe sahip Türk Patent Enstitüsü’nün (TPE) kurulması, sınai mülkiyet hakları alanında bir dönüm noktası olmuştur. 544 sayılı KHK’nin günümüz koşullarına uygun hale getirilmesi ve kanunlaştırılması amacıyla 19 Kasım 2003 tarihinde 5000 Sayılı ‘’Türk Patent Enstitüsü Kuruluş ve Görevleri’’ hakkındaki kanun yürürlüğe girmiştir. Bu kanunda TPE’nin temel amaçları belirlenmiştir.

Bunlar;
--Türkiye’nin teknolojik ilerlemesine katkıda bulunmak,
--Ülke içerisinde serbest rekabet ortamının oluşmasını ve araştırma-geliştirme faaliyetlerinin gelişmesini sağlamak üzere sınai mülkiyet haklarının tesisi ile korunmasını sağlamak,
--Sınai mülkiyet haklarına ilişkin yurt içi ve yurt dışında var olan bilgi ve dokümantasyonu kamunun istifadesine sunmaktır.
Patentin hakkının ilk olarak hangi devlette ortaya çıktığına ve ülkemizdeki tarihsel gelişim sürecinin nasıl işlediğine yukarıda değindik. Patent hakkına, ülkemizde dahil olmak üzere çoğu devlet önem vermiş, bunun bir sonucu olarak patent hakkının korunması için hukuksal düzenlemeler yapılmış ve devletler arasında uluslar arası anlaşmalar imzalanmıştır. Ülkelerin patent hakkının korunmasına verdiği önem bu tip düzenlemelerle çok net anlaşılmaktadır. Patent hakkının ülkeler için neden bu kadar önemli olduğunu açıklamadan önce patent hakkı ile ilgili bazı şartları ve özellikleri belirtmekte yarar var. Öncelikle bir ürüne patent verilirken o ürünün bir başkası tarafından daha önce tasarlanmamış olması, genellikle bir yenilik taşıması ve ilgili olduğu alanda önemli bir ilerleme getirmiş olması gibi şartlar aranır. Patentin belli başlı özelliklerinden bahsedecek olursak bu özellikleri şöyle sıralayabiliriz:
a) Patent, bir çeşit şahsi mülktür.
b) Patent, satılabilir, ipotek edilebilir ve miras olarak kalabilir.
c) Patent sahibi, ürettiği malının başkaları tarafından imalini, kullanımını ve satılmasını engelleme hakkına sahiptir. (Söz konusu engelleme dava yoluyla sağlanabilir. )
d) Patent süreleri buluşun kalitesine göre değişse de genellikle çoğu ülkede süreleri 16-20 yıl kadardır.
e) Sosyalist ülkelerde patent uygulaması yoktur. Ancak buluş sahibine bazı tavizler sağlayan bir ‘’sertifika’’ verilmektedir.
f) Patent sahibi, imal edeceği mamulün başka ülkeler için de patent hakkını isterse, ayrı ayrı o ülkelere müracaat etmesi gerekir.
Patent hakkının ülkeler için önemini daha iyi açıklayabilmek için yukarıda patentin belli başlı özelliklerini sıraladık. Bu bilgilerden hareketle patent hakkını elde edebilmesi için ürünün, ilgili olduğu alanda bir ilerleme getirmiş olması gerektiğini belirtmiştik. Bir ülkede bu tip sanayi ve tarım alanında ilerleme sağlayacak yeni buluşların sayısı arttıkça bu gelişmelerin ülke ekonomisine olumlu etkisi kaçınılmaz olacaktır. Geçmişten bugüne devletlerin patent hakkıyla ilgili düzenlemeler yapmasının temel sebebi aslında bundan ibarettir. Belirli bir alanda yenilik getirecek bir buluş sahibini ele alalım. Buluş sahibi bireyin, üretmiş olduğu yenilik üzerinde hiçbir hakkının olmadığını varsayalım. Bu ürün başkaları tarafından da daha sonra öğrenilecek ve kullanılacak, belki de daha sonradan bu yeniliği kullananlar asıl olarak buluşu yapmış bireyden daha kazançlı olacaklardır.
Ürünü ilk olarak üretmiş kişinin, ürün üzerinde hiçbir hakkının olmaması nedeniyle itiraz hakkı da bulunmayacaktır. Bu gelişme mucit bireyin belki de daha sonraki üretebileceği buluşlarının önüne bir set çekecektir. Bu örnekte ele aldığımız gelişmeyi daha geniş anlamda düşündüğümüzde (mucit bireyler) ülkede tarım ve sanayi alanında ilerleme getirecek buluş sayısının azaldığı ve dolayısıyla ekonomik olarak gelişmenin zarar gördüğü sonucuna ulaşırız. Bu zincirleme etkileşimin gücünün er ya da geç farkına varan devletler patent hakkının önemini kavramış ve bu hakkın korunması yönünde hukuksal düzenlemelere gitmişlerdir. Sonuç olarak belirtmek gerekir ki dolaylıda olsa patent hakkı devletlerin ekonomisinin gelişmesinde önemli bir yere sahiptir.
Yazar: Ilgaz ŞİMŞEK
 
Gazete lan Vermek iin  tklaynz

Marka davalarında hukukçulara ve marka sahiplerine önemli bir kaynak!

adres_kitap

Patentle Kazanmak KitabI ÇIKTI!

SIKÇA SORULANLAR

Uluslararası Tescilin Koruma Süresi Ne Kadardır?
Uluslararası marka tescilinin de koruma süresi on yıldır. Uluslararası Büro, marka sahibine veya vekilin uluslararası koruma süresinin bitiminden önceki altı ay içinde bir hatırlatma yaparak sürenin bitmekte oludğunu bildirir.
 
Madrid Sisteminden Kimler Yararlanabilir?
Uluslararası başvuru; Madrid Protokolü’ne taraf olan bir ülkede gerçek ve etkin sınai veya ticari bir kuruluşu olan veya o ülkede yerleşik olan veya o ülkenin tabiyetinde olan bir gerçek veya tüzel kişi tarafından yapılabilir. Uluslararası tescilin sağlanabilmesi için
Devamını oku...