Reklam
Kime Niyet Kime Patent - Yarışma Makalesi 48
(26 - CDAJAXVOTE_VOTE_COUNT)
Öncelikle çok önemli bir hatırlatma yapmakta fayda var. Patent konusunda en güvenilir bilgiyi resmi ve yetkili patent kuruluşlarından alabilirsiniz. Teknik detaylar için, bu yazı da dahil asla
referans gösterilmeyen yazıları tercih etmeyin. Bu yazımda herhangi bir referans göstermediğim için zaten teknik detaylardan bahsetmem hiç doğru olmaz. Bahsedenlerin bilgilerini de mutlaka resmi ve yetkili kaynaklarla doğrulayın. Çünkü patent almanın önemini bilmek kadar patentle ilgili teknik detayları öğrenmek de son derece önemlidir. Patent hukukunun da, diğer bazı kanunlarda oluğu gibi halen açıkları vardır.
Türkiye’de patent bilinci malesef yeterince yerleşmemiştir. Günlük hayatımızda yediğimiz, içtiğimiz gıda ürünlerinden üstünde yürüdüğümüz kaldırıma kadar, ister ürünün kendisinde ister üretim sürecinde başkalarının patentlerini kullanıyoruz. Neden Türkiye’den de daha fazla patentli fikir çıkmasın ki? Fikir yaratmıyor muyuz? Yaratıyoruz hem de bazen hayal gücünü bile zorlayacak cinsten icatları sosyal medyadan sürekli takip ediyoruz. Ama sorun şu ki sonrasında çoğunu bir daha hiç göremiyoruz... Üstelik daha paylaşım aşamasına bile gelememiş, daha doğrusu gelmemiş kaç binlerce fikir var kim bilir... Belki de bu fikirlerin bir kısmını, ‘başkalarının’ patent hakkı altında çoktan kullanıyoruz.
Patent, en basit tanımıyla emek hakkına sahip çıkmaktır. Bu hakkınıza ya siz sahip çıkarsınız ya da bir başkası. Malesef kim geliştirmiş olursa olsun, ortada başı boş gezen bir fikir onu sahiplenenden başkasının değildir.
Bugün, özellikle sosyal medyanın gelişmesiyle insanlar o kadar birbirine yakın olmaya başladı ki bir icat ya da geliştirme yaptığınızda, yaptığınız andan itibaren başkalarının o fikri elinizden alması işten bile değildir. Çok basit bir örnek verecek olursak, bu makale yarışması için yarışan tüm kişilerin yazdıkları çoktan birilerinin ödevi için kopyalanıp başka bir dosyaya yapıştırılmış olabilir. Hepimizin bir yerlerden bunu yapmışlığı mutlaka vardır. Bu hareketin, çok emek verdiğiniz ya da bir tılsımla aklınıza gelen müthiş bir icatta yapıldığını düşünün, işte bu canınızı çok yakar...
Tarihte ilk buluşlar arasından nesiller geçerdi. Bugün ise ivmelenme o kadar fazla ki bir fikir sizden kopyalanmasa bile eş zamanlı olarak başkası ya da başkaları tarafından muhtemelen düşünülüyor ve hatta çalışılıyordur. Bu anlamda zamanla da bir yarış içinde olacağınızdan fikriniz son aşamaya gelmeden, biraz olgunlaşmaya başlayınca vakit kaybetmeden patent için başvurun.
Zamanla mücadele, aslında daha çok şirketlerde görülmektedir. Örneğin otomotiv sektöründe faaliyet gösteren onca markayı düşünün. Her biri çok benzer hedeflerle, çok benzer ürünler üzerinde araştırmalarını son hız sürdürmekteler. Sürekli rekabet içerisinde olmalarından dolayı araştırma ve geliştirme birimlerine sürekli önemli miktarlarda yatırım yapıyorlar. Bir markanın geliştireceği bir teknoloji, derecesine göre pazar payında önemli oynamalara yol açabilir ve dolayısıyla diğer markalar, farklı hamlelerle buna karşı koyamadığı takdirde o teknolojiyi üstüne yüklü para vererek satın almak durumunda kalabilir.
Patenti almak kadar patentin bilgilerini korumak da son derece önemlidir. Buna en iyi örneği, hepimizin çok yakından tanıdığı ‘cola’ rekabetinden verebiliriz. Bugün bazı kaynaklara göre bu konuda açık ara öncü olan şirketin bu içeceği hazırlamada kullandığı formülü bilen yalnızca iki kişi var. Her biri de yanlızca yarısını biliyor. Tabiki bu yanlızca bir söylenti ancak söylentilerin ötesinde bu sırrın gerçekten de çok büyük titizlikle saklandığı bir gerçek. Burada şöyle bir soru sormak çok yerinde olacaktır: Bu kadar patent alın diye bağırılıyor. Madem öyle peki bu formül patent ile güvence altında değil mi? Hem tabiki öyle hem de aslında değil. Çünkü bu tarz bir üründe içeriği, tadını bile değiştirmeden çok az bir şekilde değiştirerek piyasaya sunmak mümkün. Bunu da patentin bir açığıdır aslında. İşte tam da bu sebeple, yazının başında söylediğim gibi patent ile ilgili teknik detayların çok iyi araştırılması gerekmektedir. Tabiki aynı durum, özellikle teknolojik ürünlerde pek mümkün değildir ama yine de bütün önemli patent sahibi firmalar, haklı olarak teknolojilerini mümkün olduğunca gizli tutmaya çalışmakta ve aynı ürünü daha da geliştirene kadar rakiplerin mümkün olduğunca yavaş kendilerine yaklaşmalarını hedeflemektedirler.
Etkili bir fikir üzerinde çalışmanız sonucunda hayal kırıklığı yaşamak istemiyorsanız mutlaka hakkınıza sahip çıkmalısınız. Gizlilik konusuna, yarattığınız fikrin ilk aşamasından itibaren dikkatli olmak çok önemli. Çünkü çalışma aşamalarında destek için başkalarıyla irtibata geçmeniz ve interneti sıkça kullanmanız gerekecektir. Bu yüzden bir fikrin üzerine gittiğinizde, sadece sonuca ulaştığınızda değil, fikri geliştirdiğiniz her önemli adımda uyanık olmaya bakın. Bunu yapmadığınız takdirde fikrinizi anlayan biri siz daha ikinci adımdayken, aynı fikri somut ve efektif bir hale gelmiş şekliyle karşınıza çıkardığında istediğiniz kadar ‘benim’ diyebilirsiniz, bu sizi hiç bir sonuca götürmeyecek. Siz elinizdeki çalışma kağıtlarını, hesapları kitapları gösterseniz bile onun göstermesi gereken tek döküman patenti olacak.
Aslında günlük yaşamımızın her anında ve çalışırken farkında olarak ya da olmayarak sürekli gözlem yapıyor ve bir şeylerden şikayetçi oluyoruz. Bu kaldırım taşı neden böyle, bu ışık burada ne kadar saçma, bu direğin burada ne işi var, hiç bir elbiseyi beğenmedim, bu ürünün şurası bozuk ve daha neler neler... Bu tarzda mırıldanmak, bay ya da bayan hepimizin doğasında var. Burada önemli olan şey, eleştirirken ve şikayet ederken, en basitinden görürken yaratıcı bakabilmeye çalışmaktır.
Fikirde kesinlikle bir sınır yoktur. Bir fikir, çağ değiştirebilecek kadar göz kamaştırıcı  olabileceği gibi çiftler için özel şemsiye yapmak gibi basit ama yaratıcı da olabilir. Bu yüzden asla fikrinizi küçük görmeyin, hele başkalarının küçük görmesine asla ve asla aldırış etmeyin. Önemli olan şey o fikir ilk başta nasıl görünürse görünsün o fikrin iyi olduğuna inanmak, sonrasında da başkalarına inandırmaktır. Kendi etrafınızda bile herkesin mutlaka bunu duymuşluğu vardır: ‘Aaa bunu ben düşünmüştüm.. Adam yapmış.’ Yapar tabi çünkü sizin belki otobüsteki bir sıkıntı anında aklınızda geçirdiğiniz fikir; üşenmekten, ya da olumsuz ön yargıdan dolayı 3 durak ileride indiğinizde aklınızdan çoktan uçup gitmiştir. Bir başkasıysa fikrini önemsemiş ve ona sahip çıkmış. Bununla da yetinmeyip, hakkını korumak için patentini alımıştır. Bunun sonucunda size de o adama para verip ürünü satın almaktan başka bir şey düşmeyecek sonuç olarak. 
Aynı durum iş hayatında da geçerlidir. Kendinize ait ya da çalıştığınız firmada yapmayı düşünüp sonra da vazgeçtiğiniz bir teknolojiyi, belkide kısa bir süre sonra rekabet edebilmek için bir başkasından mecburi olarak satın alacak ya da aldıracaksınız. Hiç bir fikir, üzerinde düşünülmeyecek kadar değersiz değildir. Bunun için, aklınıza gelen bir fikir için mutlaka biraz düşünün ve araştırma yapın.
Sonuç olarak Eğer bir fikriniz varsa ve bu fikre bir an bile olsun umut verdiyseniz mutlaka üzerine gidin ve kendinizi yarı yolda bırakmayın. Sonunda hiçbir şey çıkmama ihtimali de var. Doğruyu söylemek gerekirse hiç bir sonuç alamamanız yüksek bir ihtimal. Bu cümle başta biraz yıkıcı gibi dursa da aksine yapıcıdır. Çünkü bir patent aldığınızda, binlerce insanın başaramadığını başarmış olacaksınız. Onlarca, hatta yüzlerce başarısızlıktan sonra tarihe adını kazımış insanların hikayeleri için o kişilerin isimlerini internet tarayıcısına yazmanız yeterli. Bunun yanında en büyük başarınız büyük ihtimalle fikirlerinizin birikimi sonucunda ortaya çıkan bir fikirden olacaktır. Unutmayın ki sizin yaratacağınız ve hayata geçireceğiniz bir fikir, başkalarının da kullanmak dışında bir çaresi olmayacak bir ‘tasarım harikası’na dönüşebilir. Bu hepimizin elinde olan ve o kadar da uzak olmayan bir durum.

Yazar: Serkan TÜZÜN
 
Gazete lan Vermek iin  tklaynz

Marka davalarında hukukçulara ve marka sahiplerine önemli bir kaynak!

adres_kitap

Patentle Kazanmak KitabI ÇIKTI!

SIKÇA SORULANLAR

Uluslararası Tescilin Koruma Süresi Ne Kadardır?
Uluslararası marka tescilinin de koruma süresi on yıldır. Uluslararası Büro, marka sahibine veya vekilin uluslararası koruma süresinin bitiminden önceki altı ay içinde bir hatırlatma yaparak sürenin bitmekte oludğunu bildirir.
 
Madrid Sisteminden Kimler Yararlanabilir?
Uluslararası başvuru; Madrid Protokolü’ne taraf olan bir ülkede gerçek ve etkin sınai veya ticari bir kuruluşu olan veya o ülkede yerleşik olan veya o ülkenin tabiyetinde olan bir gerçek veya tüzel kişi tarafından yapılabilir. Uluslararası tescilin sağlanabilmesi için
Devamını oku...