Reklam
Fikir Kasası - Yarışma Makalesi 64
(40 - CDAJAXVOTE_VOTE_COUNT)
Türk Dil Kurumu’nun yayınlamış olduğu sözlüklerde “Başkasının olan bir şeyi gizlice çalmak” olarak tanımlanıyor hırsızlık. Ancak, bizlerin kafasındaki hırsız profili, somut bir nesneyi çalan kişi olarak canlanıyor. Oysa fikri hırsızlık, hele de ticari bir ortamda yapılıyorsa, şüphesiz basit bir maddi hırsızlıktan daha ciddi sonuçlar doğurmaktadır. İşte bu noktada da insanların, değerli buluşlarını koruyabilecekleri yegane kasa, patent hakkıdır. Herhangi bir somut malı çalınan gerçek ya da tüzel kişi, bu durumdan ötürü bir defaya mahsus olan bir zarar görecektir. Oysa yaptığı değerli bir buluşun, tekel aidiyetini kullanamayan bir şahıs, bu durumdan ötürü sürekli olarak zarara uğrayacaktır. İşte bu noktada, kişinin ticari bir buluş haline getirdiği, fikri ürününü koruyabilmesi için Petent Hakkı devreye girmektedir. Patent Hakkı; buluş sahibinin, patent ile tescilli olan bir ürünü, belirli bir süre üretme, kullanma, satma, ithal etme, kendi izni ile ürettirme (lisans) hakkına sahip olmasıdır.  Özellikle gelişmekte olan ülkeler için, son derece mühim olan, maddi olmayan mala ilişkin bu hak, ülkemizde de kanunlarla düzenlenmiştir.

İlk olarak 15. yüzyılda İtalya’da başlayan patent uygulaması, daha sonra Avrupa’nın çeşitli ülkelerine yayılmıştır. İlk patent yasası 1474 yılında İtalya’da çıkartılmış, İngiltere ise 1624 yılında çıkardığı kanun ile İtalya’yı takip etmiştir. Osmanlı Devleti bu konuda dönemdaşı olan ülkelere nispeten biraz ağır hareket etmiş ve ilk yasal düzenlemeyi 1879 yılında “İhtira Beratı Kanunu” adı altında yapmıştır.1 Günümüzün önemli iktisatçılarından Douglass North ve Ünlü Alman sosyolog ve ekonomist Max Weber tarafından sanayi devriminin ön koşullarından birisi olarak gösterilen Patent2, erken dönemlerde getirdiği sınırlı kazanç ve yüksek maliyetten ötürü tartışmalı bir konu haline gelmiştir. Ancak zaman geçip teknolojik gelişmeler artış gösterdikçe, patentin önemi giderek artmış ve büyüyen sınai işletmeler için, önemli bir ticari korunma aracı haline gelmiştir. Patent Hakkı, bugün işletmelerin çıkarlarını koruyan en önemli araçlardan biridir.

Patent Hakkı, aslında Osmanlı Devleti’nde, 13. yüzyıldaki ahilik teşkilatıyla birlikte ortaya çıkmıştır. Ahilik sistemine göre, esnaf birliği kurmak için, yeni bir ürün geliştirmek ya da teknolojide bir yenilik ortaya koymak gerekmekteydi. Yeni ürünü ya da teknolojiyi bulan kişiye “Pir” denirdi ve Pir’e buluşuyla ilgili aidiyet hakkı, yeni ustalar yetiştirmesi şartıyla, verilirdi. Pir’e verilen bu haklar, sadece belirli bir bölgede geçerli olmakta, başka bölgelerde, söz konusu buluş, başkaları tarafından, kullanılabilmekteydi. Bu özellikleri ile, bugünkü Patent Hakkı’na benzerlikler gösteren bu hak, ancak 1879 yılında kabul edilen İhtira Beratı Kanunu’yla birlikte resmiyet kazanabilmiştir. Ancak, bu dönemden sonra, 1994 yılına kadar, uzun bir süre, kanun üzerinde yapılan bazı değişiklikler ve birkaç anlaşmaya taraf olma dışında, her hangi bir gelişim gerçekleştirilememiştir. 1994 yılında mali ve idari bakımdan özerk olan, Türkiye Cumhuriyeti Patent Enstitüsü kurulmuş ve bu tarih sanayiyle ilgili fikri hakların korunması açısından, bir dönüm noktası olmuştur.

Bugün Türkiye Sanayi’sinin mihenk taşı olan birçok firma ve sektörlerinde yer edinmeye çalışan irili ufaklı birçok şirket, buluşlarını, Patent Tescil Belgesi vasıtasıyla, Türk Patent Enstitüsü güvencesi altına almaktadır. Bu belge, sanayi kuruluşlarına, buluşlarının korunması konusunda eşsiz bir güvence sağlamaktadır. Yazımızın başlığında da belirttiğimiz gibi, Patent Tescil Belgesi, buluşun saklandığı bir kasa gibidir. Zira kasanın içinde ne olduğunu, herkes az çok tahmin edebilir. Ancak kasanın içindekini alıp kullanma hakkı, sadece kasanın sahibine aittir. Sanayi kuruluşları bu güvence sayesinde, her gün maddi ve manevi kazançlarının çalınmasının önüne geçebilirler.

Hırsızlık, tabiki hiç kimsenin tasvip etmediği bir şeydir. Ancak Türk mizahının en önemli figürü olan Nasreddin Hoca’nın bir fıkrasında anlatıldığı gibi, malın sahibinin de gerekli önlemleri alması gerekmektedir. Aksi halde mülkiyet sahibi, hırsızdan önce kendisinde hata aramak zorunda kalabilir. Birgün “Bunu önce ben düşünmüştüm, benden çaldılar” dememek için, buluşlarınızı Patent Tescil Belgesiyle güvence altına alınız. Aksi halde, dövdüğünüz dizinizin ve yolduğunuz saçınızın, size acı vermekten başka bir getirisi olmayacaktır.


1  ALTUNKAYNAK, Aysun, “Patentler ve Buluşlar Hakkında Bilgilendirme”, Erzurum, Mayıs 2007
2  BÜLBÜL, Yaşar, “Sanayi Devrimi’nin Tartışmalı Bir Kurumu Olarak Patent ve Osmanlı’da İhtira Beratı Kanunu”, Marmara Üniversitesi İ.İ.B.F. Dergisi, Yıl 2010, Cilt XXVII, Sayı I, S.37-55

Yazar: Ümit ÇALIŞICI
 
Gazete lan Vermek iin  tklaynz

Marka davalarında hukukçulara ve marka sahiplerine önemli bir kaynak!

adres_kitap

Patentle Kazanmak KitabI ÇIKTI!

SIKÇA SORULANLAR

Uluslararası Tescilin Koruma Süresi Ne Kadardır?
Uluslararası marka tescilinin de koruma süresi on yıldır. Uluslararası Büro, marka sahibine veya vekilin uluslararası koruma süresinin bitiminden önceki altı ay içinde bir hatırlatma yaparak sürenin bitmekte oludğunu bildirir.
 
Madrid Sisteminden Kimler Yararlanabilir?
Uluslararası başvuru; Madrid Protokolü’ne taraf olan bir ülkede gerçek ve etkin sınai veya ticari bir kuruluşu olan veya o ülkede yerleşik olan veya o ülkenin tabiyetinde olan bir gerçek veya tüzel kişi tarafından yapılabilir. Uluslararası tescilin sağlanabilmesi için
Devamını oku...