Biyo-Patentlerle savaş sanatı
(2 - CDAJAXVOTE_VOTE_COUNT)
Patentler her şeyden önce “hukuki” ve “ticari” dökümanlardır ve amacı itibarı ile olmasa bile reel sektörde kullanım şekilleri itibarı ile sıkça suistimal edilirler. Bu makalede örnekler yolu ile patentin bir silah olarak nasıl kullanıldığını inceleyeceğiz ve şirketlerin hatta ülkelerin bu silahla nasıl vuruştuklarını göreceğiz.
Ne yazık ki bu konuda derin deneyim sahibi hukukçularımız yok çünkü batıdaki emsal patent içtihadını takip edebilecek derecede İngilizce bilen hukukçuyu çok nadiren yetiştirebiliyoruz ve onları da genellikle yabancı firmalar kadrolarına alıyorlar.
Patentin bir silah olarak amacı dışında taciz, yıldırma, tehdit hatta ticari fetih için kullanılmasının örnekleri çoktur. Patent davaları özellikle ABD ve Avrupada bitmek bilmez. Bazı ülkeler kendi firmalarının yabancı ülke firmalarını patent yoluyla taciz etmelerini sponsor ederler, masraflarını karşılarlar. Amaç çoğu zaman hukuksal prosedürlere harcayacak parası olmayan ufak girişimcileri haklı olsalar dahi taciz etmek ve piyasanın dışına itmektir. Türkiye gibi oturmuş bir patent kültürü olmayan ülkeler ve bu ülkelerin şirketleri ise bu savaşta çok kolay av olurlar. Bir çok vatandaşımız tek başına bir patent başvurusu yapabileceğini, bunun çok düşük bir maaliyeti olduğunu ve bu maaliyetin önemli bir kısmını devletin kendisine geri ödediğini dahi bilmez ve 4-5 bin dolardan başladığını sandığı patent başvurusuna yaklaşmaz. Değişik tip ve özelliklerde patentlendirme opsiyonlarının var olduğunu ve gerçekten çok düşük maaliyetlerle patent edinebileceğini bilmez.
Bir kaç yıl önce aynı ada üzerinde mikroskobik yosun üreten iki firmanın biyo-patent savaşını takip etmiştik. Dava sonuçsuz kaldı ve şu anda iki firma da üretimlerine bildikleri gibi devam ediyorlar. Firmalardan birisi diğerine kendi patentini ihlal ettiği gerekçesiyle savaş başlattı. Diğer firma ise ihlal edildiği iddia edilen patentin aslında hiç bir yenilik içermediğini ve 1950 lerde çıkmış olan başka bir patentin yenilik ihtiva etmeyen bir versiyonu olduğunu iddia etti (diğer patent ellilerde alınmış olduğu için koruma süresi dolmuştu). Hukuk kilitlendi ve sonuçsuz kaldı. Eğer savaşı başlatan firma ısrarcı olsaydı diğer firma silah olarak kullanılmak istenen patentin yenilik ihtiva etmediğini gösterebilir ve savaşı başlatan firma için her şey eskisinden daha da kötü olabilirdi. Bu örnekte görüldüğü gibi silah olarak kullanılmak istenen bir patentin aslında yenilik ihtiva etmediğini öne sürmek sıkça kullanılan bir taktik.
Ülkeler çoğu zaman koruma süresi biten ulusal patentlerini başka ülkelere deklare etmezler (aslında bunu yapmak zorundadırlar ama işi değişik yöntemlerle yokuşa sürerler). Bazı patentlerin koruması ücreti hiç ödenmediği için kayıtlara geçse bile bazen hiç olmayabilir de. Patent’i know-how ile karıştırmamak gerekir. Know-how başkadır. Know-how, yenilik içermek zorunda değildir ve özel anlaşmalarla transfer edilir. Süresi dolmaz, koruması kalkmaz.
Patent yazımında sıkça düşülen bir hata koruma kapsamını genişletmek amacıyla patent yazıcı tarafından buluşun gerdirilmesidir (sizin prosesiniz aslında 15 derecede yapılıyor olsa da 10 veya 20 derecede de yapılabilir demek gibi). Bu gibi durumlarda birisinin çıkıp “hayır doğru derece 15 tir, 10 veya 20 değildir” diyerek yeni bir patent alması söz konusu olabiliyor çünkü orataya yeni bir buluş koymuş oluyor. Bunu Amerikan patent tarihinden gerçek bir örnekle açıklayalım. Bir biyo-proseste sodyum kullanılmaktaydı ama buluşu ilk yapan patentin kapsama alanını genişletmek için “grup IA ve IIA grubundaki diğer elementler de kullanılabilir” demişti. Hemen akabinde başka bir patent başvurusu ortaya çıkmış ve “hayır bunun optimumu sodyumdur o kullanılmalıdır” denmiş. Bu silsile yaklaşık 40 yıl devam etmiş ve hepsi sodyum kullanan ve hepsi geçerli 12 adet farklı patent alınmış. 
Biyo-patentlerle savaşta başka bir taktik te aptal rolü oynamak. Bu örnek size biraz komik gelecek ama size aktaracağım durum işi bilenler için gerçekten mizahi bir durum. Şunu unutmayalım hukukçular kimya profesörü değiller, onlar olayın hukuku boyutuna bakarlar ve konu çok basit olsa da çoğu zaman bilir kişilere başvurmak zorunda kalırlar, bu da yüksek maaliyet demektir. Bu tür durumlar çoğu zaman aylar hatta yıllar süren hukuk savaşlarına neden olur ve ekonomik gücü olmayanları yıldırır. Örneği yine bir ABD patentinden vereceğim: biyolojik bir malzemeye yarım saat boyunca 180 derecede buhar veriliyor ve bu uygulama için patentte denmiş ki “mekanizmasını bilmiyoruz ama beklenmedik bir şekilde bu durum malzemedeki bazı enzimlerin aktivitesini azaltmış”. Şimdi buyurun bakalım bunun beklenir bir durum olduğunu hukuk yoluyla karşınızdakine kabul ettirin. Ömrünüz biter de dava bitmez. Audubon Araştırma Vakfında AR&GE Mühendisi olarak çalıştığım dönemde aynı enstitüde “ağda” patenti kolleksiyonu yapan İskoçyalı bir öğretim üyesi vardı. Limon ve şekerin karıştırılmasından ibaret olan bu ürün için ne kadar çok patent mevcut olduğunu hayal bile edemezsiniz. Hatta bazıları o kadar eski idi ki İngilizcesini anlamak bile zordu.
Patent alımında benim karşılaştığım en dürüst çalışan ülkelerden birisi Japonya. Japonlar çok sayıda ve ufak veya büyük her yenilik için patent alıyorlar ama ne buluyorlarsa onu yazıyorlar, kaba tabirle çamura yatmıyorlar. Aslında doğrusu da o. Girişimcilerimiz patent yoluyla tacize uğradıklarında tabi ki kullanabilecekleri her araç ve yöntemle karşılık vermeliler ama kendi buluşlarını patentlendirmede sadeliği ve gerçekçiliği tercih etmeliler. Bu şekilde patentleri çok geniş bir alanı kapsamaz belki ama patentleri “sağlam” olur. Şu unutulmamalı, gerdirilen patent açık verir.
Patent kullanımını, yazımı ve alımında ciddi yetenek sahibi olan firmalarımız yok değil. Patent kullanımında son derece iyi olan ilaç firmalarımız var. AR&GE kadrolarına da sahip olan bu firmalar “claims” veya “istemler” yazımı konusunda oldukça iyiler. Yukarıda belirttiğimiz üzere patent hukuki bir dökümandır ve bu dökümanın belki de en önemli bölümü “claims / istemler”. Üniversitelerimizin patent konusundaki durumunun ise hiç te iç açıcı olmadığı konusunda sanırım çok kişi benimler hemfikir olacaktır. Her üniversitemizde bir patent ofisi olmalı ve her bilimsel yayın, her master ve doktora tezi buralarda hem üniversite hem de buluşu yapan kişiler adına otomatik olarak patentlendirilmeli. Bunda büyük pay muhakkak buluşu yapana verilmeli ve bu sayede patentlendirme teşvik edilmeli.
Dr.Yük.Müh. ERCÜMENT ÖZER
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

BİYOTEK®
BİYOTEKNOLOJİ BASIN, YAYIN LTD. ŞTİ.

 
Gazete lan Vermek iin  tklaynz

Marka davalarında hukukçulara ve marka sahiplerine önemli bir kaynak!

adres_kitap