Yenilikçi İş Fikri
(1 - CDAJAXVOTE_VOTE_COUNT)
Yapay görme ve örüntü tanıma konularında uluslararası araştırmalar, yayınlar gerçekleştirmiş olan Prof. Erçil, 25 yılı aşkın deneyimi ile bu konuda Türkiye’deki öncü araştırmacılardan biridir. Prof. Erçil 1979 yılında Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Mühendisliği ve
Matematik Bölümlerinden lisans, 1980 yılında Brown Üniversitesi, uygulamalı matematik bölümünden yüksek lisans, 1983 yılında ise aynı bölümden Doktora derecesini almıştır. 5 yıl boyunca General Motors Araştırma Laboratuarında görev yapmıştır.2001 yılından beri ise Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesinde öğretim üyeliği yapmaktadır.
Akademisyenler köşemizin ilk konuğu olan Sayın Prof Erçil, ile Yapay görme ile ilgili projeleri, Sanayi-Üniversiteler arasındaki İşbirliğinin boyutları ve İnovasyonun detayları ile ilgili yapmış olduğumuz söyleşinin detaylarını öğrenmek istiyor musunuz?
Hangi projeler üzerine çalışıyorsunuz?
Çalışmalarımız çok değişiklik göstermektedir. Ben aynı zaman da Sabancı Üniversitesinin ortak olduğu Vistek Firmasında da faaliyet gösteriyorum. Araştırmaya dönük projelerimizi üniversitede yapıyoruz. Uygulamalı yani sanayiye dönük projelerimizi de Vistek’te yapıyoruz.Çok farklı çalışmalarımız mevcut.Bunların bazılarına değinmem gerekirse, Tıbbi görüntü işleme alanında Avrupa birliği projemiz var.Beyin görüntülerinin analiz edilip alzheimer’in erken teşhisi ile ilgili bir çalışma yapıyoruz. Arkeolojide bir projemiz var kazılarda bulunan milyonlarca parçanın birleştirilmesi puzzle probleminin kolay çözülmesini amaçlıyoruz. Otomotiv sektöründe bir projemiz var. Ford Renault ve Fiat tarafından desteklenen projemiz de sürücünün normal zamanlamadaki davranışını modelleyip sürücünün alkollü uykulu olduğu zamanı saptamayı amaçlıyoruz. Büyükşehir belediyesi ile bir projemiz var.Trafik akışını kontrol etmek, arabaları saymak trafiğin yoğunluk derecesini çıkarmak amaçlı bir proje. Son olarak mevcut sağlık sektöründe sahtekarlıkları ortadan kaldırmak adına sosyal güvenlik sistemi için düşündüğümüz projemiz olduğunu ifade edebilirim. Tabi projelerimiz gelen talepler ve çevresel değişkenler üzerine sürekli olarak değişiklik arz etmektedir.
İnovasyon nedir?
Tam karşılığı yok diyebilirim; çünkü hep yenilikçilik diye tercüme ediyorlar ama yenilikçilik tam karşılığı değil; çünkü bir çalışmanın inovasyon olması için yeni bir fikir yaratılmasının yanı sıra uygulamaya geçilmiş olması gerekir. Bir fayda sağlaması lazım.
İnovasyon’un gelişememesinin önündeki engeller nedir sizce?
Engelleri çok var tabi; ama zamanla kalkmaya başladı.Bununla ilgili yapılan çalışmaların örneklerini görmek mümkün.Mesela Türkiye’de fikre destek çalışmaları yeni yeni başladı.Fikri mülkiyet konuları daha yeni ortaya çıktı.Fikrimizi koruma ve bunu patent altına alma çalışmaları yapılmaya başlandı. Öncesinde Fikrin düşüncenin korunması gerekliliği bilinci yoktu. Tübitak bu konuda patent alma desteği vermeye başladı. Bazı firmalarda hedef konmaya başladı. Şu kadar yılda patent almanız gerekmektedir şeklinde. Örneğin Arçelik’te çalışanlara patent alma uygulamasında belli bir hedef verildiğini söyeleyebilirim.
Ne tür bir işbirliği ile inovasyon gelişebilir?
Bu olayın birçok paydası var. Devlet tarafı var;Özel sektör tarafı var; Üniversiteler boyutu var Bu konu ile ilgili olarak işbölümü ve işbirliği olması gerektiğini düşünüyorum.Devletin birtakım teşvik mekanizmaları yaratması söz konusu olabilir.Bu mekanizmaların bir kısmı yaratılıyorsa da önemli bir kısmının daha yapılmaya ve yapılanmasına ihtiyaç var.
Amerika’da birkaç sene önce ‘İnnovate America’ adında bir hareket başladı. Bu hareket Microsoft IBM gibi şirketler ile üniversitedeki rektörlerin bir araya gelmesi ile başladı.
Yönetimde Amerika’nın Japonya’nın gerisinde kaldığı ve bu konuda nelerin yapılması gerektiği konuşuldu.Günümüz de ise Türkiye’de bunun benzeri bir inovasyon hareketi başladı.Sanayinin önde gelen bazı kuruluşları ile önde gelen bazı üniversiteleri bir araya geldi.Yönetimdekiler bir yol planı da çizip, bu işin paydaşları kimlerdir,kimler neler yapmalı,ya da yapabilir bu konuda ciddi ve güzel çalışmalar yapmaya başladılar.
Teknolojilerimizdeki ön yargılar yavaş yavaş kalkmaya başladı diyebilir miyiz? Çalışmaların Türk sanayisine katkılarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
10 sene önce Vistek Limited şirketini kurmuştuk.O zamanlar Türkiye’de pek iş yapamadık;çünkü teknolojiye güven duyulmuyordu.O dönemler de firmalar bizden teknolojilerinin yapılabilirliğini görmek için bir prototip istiyorlardı.Yaptığımız çalışmalar sonucunda bizden fiyat teklifi alıyorlar ve bu teklifleri yurtdışı firmalarla pazarlık etmek için kullanıyorlardı.Bizler o zamanlar tamamen bedava danışmanlık yapıyorduk.İtalyanlara o dönemde bazı sistemler yapıyorduk. İtalyanlar da bizim yaptığımız bu sistemi kendi ülkemizde 2-3 katına satıyorlardı.
10 sene sonra Vistek Limited’i kapatıp Vistek Anonim Şirketini kurduk.Geçmiş zamanla kıyaslama yaptığımız da çok ileri durumda olduğumuzu söyleyebilirim. İnsanlar Türkiye’de yapılan şeylerin değerini daha iyi anlamaya başladılar. Herhangi bir pazarlama satış faaliyetinde bulunmadan bize projeler akıyor.
Maliyeti daha uygun. Sadece başlangıç maliyeti değil bakım destek- esneklik maliyetleri de çok hesaplı. Çalışması yapılmış bir sisteme yeni bir şey eklemek istediklerinde eğer makineyi yurtdışından almışlarsa bu çalışma imkansız oluyor veya çok maliyetli oluyordu şimdi bu maliyetlerden kurtulmaya başlandı.Eskiden sadece başlangıçtaki satın alma rakamı düşünülürdü.Yavaş yavaş bu tür konularda insanlar bilinçlenmeye başladı. Eskiden aynı işi yapıp yurtdışında bir firma üzerinden satsanız, bu sizi daha değerli kılıyordu; şimdi bu konuda ön yargıların kalkmaya başladığını ifade etmek beni çok mutlu kılıyor.
Yapay görme nedir? Yararlarından bahsedebilir misiniz?
Yapay görme, insan gözüyle yaptığımız çeşitli faaliyetlerin kameralarla ve bilgisayarlarla yapılmasıdır. İnsan gözü yerine kamera, beynimiz yerinede bilgisayarın kullanılması bu çalışmada ön plandadır. Burada esas görev kameradan bilgisayara işlenecek algoritmaların yazılmasıdır.Kameradan gelen görüntülere bakarak hata olup olmadığını görebiliyorsunuz.İnsan gözünün yapabildiği her şeyi belli çerçevelerde yapmaya çalışıyorsunuz. Bu çalışma ile hata oranları en minimum düzeye indirgenebiliyor. Çalışmalar daha hızlı ve düzenli yapılıyor.
Yapay görme konusunda faaliyette bulunan ve bu alanda uzmanlaşmış ülkeler var mı?
Uzmanlık alanları uygulamalara göre değişiyor. Yapay görmenin arkeolojide, güvenlikte, fabrika otomasyonda ve bir çok alanda uygulaması var. Şu ülke en gelişmiştir gibi genelleme yapmak zor. Robotlarda her zaman Japonlar önde diyoruz; ama yapay görme uygulamalarında durum belirli uygulamalara göre değişiyor; mesela güvenlik uygulamalarında İsrail ve Amerika daha önde; ama fabrika otomasyon uygulamalarında Almanya daha önde. Avrupa’da yapay görme ile ilgili ciddi güzel çalışmalar var. Amerika’da ise son zamanlarda özellikle 11 eylül sonrasında, güvenlik ile alakalı -parmak izi tanıma yüz tanıma- gibi uygulamalar yapıldı. Bu uygulamalar eskiden beri süregelmekte;ancak yüz tanıma hala daha tam olarak oturmadı diyebilmek mümkün.Kontrollü ortamda yüzdeyüze yakın tanınma durumu söz konusu olabilirken, ışık değişimi söz konusu olan ortamlarda risk oranı yüzde 50 seviyelerine çıkıyor.
Sanayi sektörü ile üniversiteler arasındaki işbirliğine yönelik çalışmalar hakkında ne düşünüyorsunuz?
Üniversite ile sanayi iş birliği eskiden beri konuşulurdu. Üniversiteler ile sanayi arasında işbirliği tam olarak yapılmıyor.Bu konu ile ilgili olarak üniversite sanayiyi suçlamakta sanayi üniversiteyi suçlamaktadır. Bu durumun çeşitli nedenleri olduğunu söyleyebilirim. Ben her iki tarafta da olduğum için her iki tarafın sorunlarını da analiz etme imkanına erişebiliyorum. İki grubun haklı ve haksız yanlarını da görebiliyorum.Bu kaos ortamının sebebini, Sanayinin genelde kısa vadeli düşünüyor olması ve günlük problemleri çözmek istemesi ve üniversiteden hemen çözüm üretmesini istemesi, buna karşılık üniversitenin de olaylara daha uzun vadeli bakıyor olması daha çok araştırma ağırlıklı problemleri çözmek istemesi şeklinde ifade edebilirim. Son zamanlarda işbirliğinin biraz daha arttığını söylemek mümkün. Ar-Ge teşvik mekanizmalarının artması ile sanayi daha uzun vadeli projelere girmeye başladı. Bu gelişme yeterli bir gelişme değil; ama ivme pozitif yönde hareket etmeye devam ediyor. Üniversite sanayi işbirliğinde eskiden hakim olan, danışmanlık anlayışı yerini uygulamalı çalışmalara bıraktı diyebilirim.
Ar-Ge ve işbirliği alanında Avrupa Birliği Çerçeve Programları kritik öneme sahip. Bu konuda ne mesajlar vermek istersiniz?
Avrupa Birliğine girmek uzun soluklu ve karışık bir süreç. Ar-Ge kapsamında Avrupa Birliğine girdik diyebilirim.Şu an biz AB’nin 7.çerçeve diye programında full mambers içerisindeyiz. Projelere katılma projelerden pay alma konusunda AB’deki herhangi bir ülkeden farkımız yok. Günümüz de yaptığımız çalışmalarda daha bilinçli şekilde ilerliyoruz. Sözleşme ve konsorsiyum anlaşmaları olmadan hiçbir projeye girmiyoruz. Çalışmamızın başından beri hakkımızı çok iyi savunabiliyoruz. Hatalardan ders almanın ve deneyimleri birbirimizle paylaşmanın önemini kavramış bir durumda hareket ediyoruz.
Öğrenciler için yurtdışı bir cazibe merkezi gibi görünüyor. Türkiye’de Eğitim Alanında Kendini İspatlamış Öğrencilerimiz Okul Bitince Yurtdışında Faaliyetlerine Devam Etmek İstiyor. Bu Durum sizi Endişelendiriyor mu?
Bu durum konusunda endişeye kapılmamın yersiz olduğunu düşünüyorum; çünkü her üniversitede durum aynı değil. Son yıllarda bazı özel üniversitelerin teknolojiye ciddi katkılarını görüyorum. Bu çalışmaları ile tersine beyin göçünü sağlamayı başardılar. Bu gelişmeler ile dünyadaki pek çok üniversitede eğitim veren yada eğitim gören projeler üreten kesimlerden geri dönüşler oldu. Bizim üniversitelerimizdeki eğitimin yurtdışındakinden çok farkı olduğunu düşünmüyorum.
Eklemem gereken önemli bir şey var ki o da yurtdışı deneyimini herkesin yaşaması gerektiğidir.Ben her master ve doktora öğrencimin mutlaka o deneyimi yaşamasını istiyorum ama bu deneyimin 4 yıllık doktora olması şart değil.Bu konu ile ilgili olarak bizim hedefimiz ortak doktora programı başlatmak.Bu program ile bir öğrencimiz Harvard’da doktorasını 2 yıl orada 2 yıl kendi ülkesinde yapma imkanına kavuşacak.Bu çalışma ile, hem buradaki araştırma ortamı daha gelişmiş olacak hem de o kişi bu deneyimi kazanmış olacak.
Son olarak ne söylemek istersiniz, iş dünyası ve akademiye ortak hangi mesajları taşımak isteriniz?
Sanayicilere çevrelerini tanımalarını, gerek akademik ortamda gerekse kendi ortamlarında neler yapılabileceğini araştırmalarını tavsiye edebilirim. Yurtdışındaki her şeyin düşünüldüğü gibi olmadığını ifade etmek istiyorum. Türkiye de yeni çalışmalara imza atılıyor. Bu çalışmalar ile ilgili olarak birbirimizle konuşmalı bilgi alışverişinde bulunmamız gerekmektedir.Bu durum hem üniversite-sanayi hem sanayi-sanayi işbirliği için önemlidir. Akademisyen olarak da görüşlerim aynı.Yeteri kadar birbirimiz tanıyalım ve anlayalım.Kısa vadeli değil uzun vadeli düşünmeyi öğrenmelim;çünkü kısa vadeli düşündüğünüz zaman uzun vade de rekabetten siliniyorsunuz.
 
Gazete lan Vermek iin  tklaynz

Marka davalarında hukukçulara ve marka sahiplerine önemli bir kaynak!

adres_kitap