Reklam
Bireyin Özgür ve Yaratıcı Düşünceyle ‘Buluş’ması - Yarışma Makalesi 3
(912 - CDAJAXVOTE_VOTE_COUNT)
İnsanoğlu milyonlarca yıldır beyin fırtınası yapıyor, parçaları birleştiriyor, bazen kafasında tabir-i caizse şimşekler çakıyor; buluşlar yapıyor, fikir ve eserler
üreterek topluma maksimum fayda getirecek işlerin altına imzasını atıyor. Peki, bu “buluş”ların kişi, toplum ve devletlere faydası ne oluyor?
Bugün ülke olarak buluş yapabilecek nitelikte insan yetiştirebiliyor muyuz? Neler yapmamız gerekiyor? Bu noktada öncelikle “buluş” ardından da “patent”  denilen kavramı kısaca tanımlamak yerinde olacak sanıyorum.

Buluş; “bilimsel araştırmalar veya rastlantı sonucunda insanoğlunun o güne değin bilmediği yeni bir mal, üretim yöntemi/tekniği ya da yeni bir madde veya malzeme gibi herhangi bir şeyin ortaya çıkarılması” demekken patent kavramı ise “Herhangi bir proses, yöntem veya aletin patent ofisi tarafından yeni icat edilmiş olduğu kabul edilip yasalar ile korunması”  gibi anlamlar ihtiva ediyor. Yani patent denilen işlemi buluş sonrası kişinin buluşunu başkalarının çalmaması adına ulusal ve uluslar arası gerekli resmi kuruluşlardan (Türk Patent Enstitüsü, Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı ve Avrupa Patent Ofisi gibi) almış olduğu onaylar ile ürünün üretim, satım ve kullanım haklarını belli bir süre için tekeline alması olarak tanımlayabiliriz. Özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra patlak veren taklit, korsan ürün ekonomisine baktığımızda ise markalaşma, tescil, patent, telif hakkı gibi kavramların öneminin ne kadar büyük olduğunu görmek mümkün.

Buluşların ortaya çıkması hususunda ise çoğu her ne kadar ihtiyaçlardan doğmuş olsa da çok daha iyisini yapabilmek adına belli bir bilgi, altyapıya ve finansal desteğe ihtiyaç duyulduğu da su götürmez bir gerçek. Ülkemizde son yıllarda başta TÜBİTAK ve KOSGEB gibi kurumlarımızın buluşçu ve girişimcilere sağladığı teşvik ve destekler olmak üzere ulusal ve uluslararası platformlarda yapılmakta olan yarışmalar, televizyon programları ve yayımlarla ulusal ve uluslararası platformlarda başvuru sayısının arttırılarak fikri ve sınaî mülkiyet haklarının tescili anlamında kişilere önemli destekler sağlanmakta.

Bense ülkemizde buluş ve buluşçuların az olmasının bir sebebinin de eğitim sistemimiz ile ailelerde olduğuna inanmaktayım. Başta Avrupa ülkeleri ile kıyasladığımızda nüfusunun çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu bir ülkede yaşıyoruz ve ülkemizde insanların daha okul öncesi aile içerisinde aldıkları eğitimde hayata at gözlükleri ile bakan, ayıp, yasak, korkutma gibi dayatmalarla düşüncelerine prangalar vurulmuş, özgüveni eksik, aklın sınırlarını zorlamaktan uzak bireyler olarak yetiştirildiklerini düşünüyorum. Bugün maalesef  sadece “elit” kesim olarak tabir ettiğimiz zümrenin çocukları özel okullara, dershanelere gönderilip çok daha iyi şartlara haiz olarak eğitim öğretim görebiliyorlar. “Peki bunun buluşlarla ne alakası var?” demeyin. Çok alakası var. Şöyle ki; bastırılmamış, çok daha özgür bir şekilde düşünen ve düşünmeye teşvik edilen, özgüveni tam çocuklar; sınırsız hayal gücü ve yaratıcılık ile çok daha üretken, kendine özgüven dolu tabir-i caizse tuttuğunu koparıp ayakları yere daha sağlam basan kişiler haline geliyorlar. Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok! 2*2=4 ne kadar açık bir işlem ise bu da aynen öyle.  Ama orta ve alt sınıf bir ailenin çocuğu “zehir” gibi biri olsa dahi (bugün eğitim sistemimizin de hali ortada hala birleştirilmiş sınıflarda 50-60 kişilik sınıflarda eğitim görmeye çalışan çocuklarımız var) kaliteli bir eğitim alamıyor. Bunun sonucunda da ne kendini ifade edebiliyor. Ne de gelişim gösterebiliyor. Bizlerde geleceğin mucit, müzisyen ve sanatçılarını böyle böyle kaybediyoruz işte. Vermiş olduğum örneklerdeki özgüven eksikliği ile üniversite çağına gelen bu gençler bu defa da yarış atı misali üniversite sınavına hazırlanarak ailelerinin tercihleri ya da puanları sırf o bölüme yettiği için o işin belki de yetkinliklerine sahip olmamalarına rağmen bölüm tercihleri yapıyorlar. Bu şartlarda hangi sağlam psikoloji? Hangi özgür düşünce? Hangi soran sorgulayan bireyler? Hangi gelişmiş ülke ve refah düzeyi? Nerede!?

Bu gençlerimiz bir şekilde o istemeyerek seçtikleri bölümlerden mezun oluyorlar ama ne yazık ki hiçbir şekilde üretim ya da yeni fikirler ortaya koyma anlamında verimli olamıyorlar. Mezuniyet sonrası sırf hayatını idame ettirmek adına mezun olduğu bölümle bağlantılı işlerde çalışan birinden de ne kadar verimli olması beklenir ki zaten? Bu başta bölümlerin akabinde de mezun olan kişilerin ilgili sektörlere dahil olmaları ile kaliteyi düşürüyor. Haliyle biz de üreten, gelişen, kendi ayakları üzerinde duran, uzmanlaşmış nitelikli iş gücüne sahip bir ülke olamıyoruz. Çok uzağa gitmeye de gerek yok çevrenizde mutlaka vardır bu şekilde üniversite okumuş birileri. Ya da belki de sizsinizdir. Her şey o kadar da kötü değil ama üzülmeyin!(?) Tüm bu olumsuzluklara rağmen özgüveni tam olup “beyin göçü” ile bugün birçok ülkeye “ithal” ettiğimiz değerli bilim insanı ve sanatçılarımız bulunmakta.  Bu ülkeler bizden giden bu “zehir” gibi insanları, bu taze kanları bünyelerine alıp başarılarına başarı katıyor. Sosyal, ekonomik ve teknolojik açıdan kendilerini geliştirip refah düzeylerini yükseltiyor, muasır medeniyetler olma yolunda emin adımlarla ilerliyorlar. Bizse bu gelişmeleri uzaktan çok güzel izliyor, iş sadece övünme kısmına geldiğinde bu insanlarımızı sahiplenme yoluna gidiyoruz.

Tarihinde çoğu buluşçu, kaşif  ve edebiyatçıyı bünyesinde barındıran bir millet iken (bazen de dini inançların etkisinde kalarak) her türlü alanda avantajı başta coğrafi keşifler, rönesans, reform ve devrimlerin de etkisiyle batılılara kaptırmış, millet olarak bir şeyleri üretmek, ilerlemek, aklın belki de sınırlarını zorlamak varken birilerini taklit etmenin yıllarca kaderimiz haline getirildiği bir millet haline gelmişiz. Bunda emperyalist devletlerin ve mevcut iktidarların ülke üzerinde oynadıkları oyunların etkisinden bahsediyorum tabiî ki de. Bu döngüyü kıracak olansa bir ülkenin umudu, kurtuluşu ve geleceği ile devamlılığını sağlayacak olan kendine özgüven dolu, soran, sorgulayan, üreten gençler yetiştirmekten geçiyor. Bu sebeple yapılması gereken ivedilikle gerek aile içerisinde gerekse de okullarımızda vermiş olduğumuz eğitimlerde insanımızın kalitesini yükseltmek adına ne gerekiyorsa yaparak,  AR-GE, inovasyon gibi kavramlara verdiğimiz önem ile bütçeyi hemen arttırıp teşvik ve cesaretlendirilme anlamında çok daha büyük ve ciddi adımlar atılmasını sağlamaktan geçiyor. Bugün birçok büyük şirketin uyguladığı politikalarda da olduğu gibi yapılan en büyük ve en önemli yatırım insana olan, insana yapılan yatırımdır.
 
Yazar: Elçin ULUSOY
 
Gazete lan Vermek iin  tklaynz

Marka davalarında hukukçulara ve marka sahiplerine önemli bir kaynak!

adres_kitap

Patentle Kazanmak KitabI ÇIKTI!

SIKÇA SORULANLAR

Uluslararası Tescilin Koruma Süresi Ne Kadardır?
Uluslararası marka tescilinin de koruma süresi on yıldır. Uluslararası Büro, marka sahibine veya vekilin uluslararası koruma süresinin bitiminden önceki altı ay içinde bir hatırlatma yaparak sürenin bitmekte oludğunu bildirir.
 
Madrid Sisteminden Kimler Yararlanabilir?
Uluslararası başvuru; Madrid Protokolü’ne taraf olan bir ülkede gerçek ve etkin sınai veya ticari bir kuruluşu olan veya o ülkede yerleşik olan veya o ülkenin tabiyetinde olan bir gerçek veya tüzel kişi tarafından yapılabilir. Uluslararası tescilin sağlanabilmesi için
Devamını oku...